Daha çok küçücüksün
Yeni bir hayat var önünde..........

28 Ocak 2014

BÜYÜMEK İSTEMİYORMUŞ

 Gecenin bir yarısı herkes derin uykusunda.
 Etrafta sadece sessizlik...
 Kulağıma gelen bir hıçkırık.
 Uyku sersemi kendimi yataktan zor toparladım.
 Kafamın içinde binbir türlü soru işaretleriyle küçük prense yöneldim.
 Artık iki ses birden duyuyordum.Hıçkırık ve kalbimden yükselen çarpıntı.Ayaklarım buz kesti.İçim ürperdi.
 Küçük prens yatağın ortasında oturmuş gözyaşlarıyla bana bakıyordu.Boynuma atladı.
 -Oğluşum bir şeymi oldu?
 -Hayırrrrr(Bu sesi hıçkırarak söylediği için kekeler gibiydi,durmadan iç öekiyordu.)
 -Peki kötü bir rüyamı gördün?
 -Hayırrrrr.
 -Eeee o zaman sorun ne?
 -Anneeee ben büyümek istemiyorum.
 -Oğlum o da nerden çıktı gecenin bu vaktinde.
 -O zaman sen benim yanımda olmuyacaksın amaaaaaa
  Diye hem hıçkırıp hem de yanaklarındaki yaşları siliyordu.
 -Olurmu oğlum ben hep senin yanındayım
 Diye yatıştırmak istedim ama
 Sorduğu soruyla aptallaştım.
 -Peki ben baba oluncada benim yanımda olacakmısın?
 Güleyimmi ağlayayımmı, soruya uygun bir cevap bulup anlatayımmı bilemedim.
 Bazen konuşucağım kelimeleri, kuracağım cümleleri bile toparlayamıyorum.
 Annelik bu olsa gerek..
 
                                                                                                                Küçükbey,5 yaşında

13 Ocak 2014

NASIL

 
 Bu sıralar bir sıkıntı basıyor beni.Sanki hayat çok hızlı ilerliyor ve ben isteyipte yapamadıklarımla her geçen gün kendimi biraz daha suçlu hissediyorum.
  Ne zaman bir şeyler yapmaya kalksam önüme bir engel çıkıyor.İlerlemeye çalışıyorum,önüme çıkan engeli arkamda bırakmak için savaşıyorum ama olmuyor olmuyor...
  Üstümde ağııırr bir yük var gibi.Ne tarafa baksam karanlık.Sanki ellerimi bağlamışlar, ayaklarımın üstüne taş koymuşlar.Yürümek istiyorum,koşmak istiyorum,ellerimle üretmek istiyorum daaaa neden hala yerimde sayıyorum.
  Bazı sabahlar göz kapaklarımı açmak bile ağır geliyor bana.
  Bazı günler giyinip dışarı çıkmak,insanlarla konuşmak,güzel havayı solumak da cabası.
  Ben ki yerinde duramayan,uyuşuk insanlardan hiç haz almayan biri olarak şimdi kendi vücudumun uyuşmasını istiyorum.
  Bir rehavet var.Sanki yolun sonuna gelmişte,bitiş çizgisine ulaşmak için gün sayıyor gibiyim.
  Bir kurtuluş yolu bulmalı,bu labirentin içinden çıkmalıyım da
  NASILLLLLL??
 

17 Kasım 2013

AÇ KALDIM


Yok böyle bir şey.Yok böyle bir sağlık hizmeti….

Var vallahi var…

İlerliyoruz ya,çok aydın ve demokratik ülkeyiz ya,avrupa,amerika,asya derken tüm dünyaya ayak uydurmaya çalışıyoruz ya,onlar gibi olmaya uğraşıyoruz ya ahanda süper benzemiş, gelişmiş ülkeler seviyesini geçmiş, onlardan onbinlerce basamak yukarıya çıkmışız da en son benim haberim olmuş.

İyikide yatmışız hastanede diyesim geliyor nerdeyse.Yoksa nasıl haberim olurdu sağlık sektörünün sınırsız bir hizmete sahip olduğundan.

Bir taraftan doğrulsak diğer taraftan eğriliyoruz. Neden tamamiyle dik duramıyoruz?Mutlaka bir eksik olmalımı?Hani hizmette sınır yoktu.Var işte.Vallahide kendim şahit oldum.Kulaktan dolma değil yani.

Ağlasam olmaz o yüzden yüksek sesle güldüm sadece.

Gelelim sağlık sektörümüze.Mükemmellll….

Geçen gün sağolsun bir doktorumuzun verdiği ilaçlar sayesinde oğlum nerdeyse elimden uçup gidecekti.Yaşadığım ızdırabı anlatmıycam zaten anlarsınız.Hemen acile götürdük.Takılan serumlardan sonra yatış yapılmasına karar verildi.

E yattık tabi.
(Gerçi önce başka bir hastayla aynı yatağı palaşmamız gerektiği söylendi.Ben itiraz edincede o zaman yatmayın bayan diye sert bir çıkış yapıldı.
Sonra ısrarlarımla sadece bize ait bir yatakta yatmamıza karar verdiler.Saygılarımı sunuyorum onlara.Bu da ayrı bir konu ya neyse.)

Geceyi zaten uykusuz bitap bir şekilde geçirdim.Sabah kahvaltııı, diye bir sesle gözlerimi araladım.Gözlerimi araladım derken uyudum sanmayın sabahladım.Güneş doğarken hafif içim geçmiş.Kahveltı gelmesine geldi ama ne bir tepsi ne bir kaşık ne de bir çatal var.Poşette birkaç zeytin peynir ve ekmek.

-Eeeeee biz bunları neyle yiyelim?

Dedim.

Görevli:

-Onudamı ben bilicem bulun bir yerden çatal kaşık dedi.

-Çayım dedim.

Dalga geçer gibi

-Ben bilmem birşeylerle karıştır dedi.

Hamburger ekmeğinin arasına peyniri koyup yedim çayıysa salladım gitti.

Öğlen yemeğinde zaten ishal yüzünden aç kalan oğlum ilk defa yemek yemek istediğini söyledi.

Oooooo…..

Çorba var, cacık var, tavuk var, makarna var, var da var….

Bandıra bandıra ye beni diyorlar.Çünkü ne kaşık ne çatal bulmak mümkün değil.

Ne oğlum, ne ben, ne de diğer hastalar bir türlü makarnaya cacığa doyamadıkSebebiyse çok açık. Neyle yememiz gerektiğine karar veremedik.Bazıları yanlarında getirdikleri örgü şişlerini düşündü, bazıları dışardan ağaç dalı koparıp getirmeyi önerdi.Ne yaptıysak bir türlü başarı sağlanamadı.Kimi kucağına döktü, kimi çarşaflara .Sonuç hüsran.

Aç kaldıkl aççççç.

Ama kimin umrunda ki.

Gelen yemekler yenmeden götürüldü ve en kötüsü hepsi döküldü.Hani hiçbir şeyi israf etmiycektik,hani çok düzgün çalışan bir sağlık sistemimiz vardı.

Bumudur yani?

Yemekleri köpeğin önüne atar gibi verip hadi bakalım yalayın demek mi?

Anlamadım kiiii.

Ordaki insanlar adı üstünde hasta.Sağlıklı beslenip,gıdalarını almak zorunda değillermi acaba?Benmi yanlış biliyorum onu da anlamadım gitti.

Görevlilere kaşık çatal diye sorduğumda bana şu cevabı verdiler.

Hanımefendi kaşık çatallarımız çalınıyor diye vermiyoruz.

Vayyyyy ne kadar geçerli bir sebep.

Acaba bu sektördekilerin plastik kaşık çatallardandamı haberleri yok.

Sormak lazım.

Eeeee banada ne demek düşer.

Yaşasın sağlık sektörü,yaşasın israf edilen yemekler,yaşasın aç kalan hastalar.

Haaa birde merak ediyorum sağlık personelidemi acaba çatal kaşıklarını evlerinden getiriyorlar.

Çok ilginç ya.

İnanması güç ama doğru.

Bu şekilde ilerlersek yakında gelişmiş ülkelerden dahada gelişmiş olacağımıza artık eminim…

Süper yaaaa….

Küçükbey,4.5 yaşında

22 Ekim 2013

YILLAR VAR Kİ...


 
Nasılda unutmuşum çocukluğumun eğlencelerini,

 Şehrimize gelsede saatlerce eğlensek diye iç geçirmelerimi,
 Saatlerce binsemde hiç inmek istemediğimi.

 Yıllar var ki binmemiştim,tepeden seyretmemiştim şehri,hissetmemiştim rüzgarın saçlarıma vurarken ki verdiği ılık esintiyi.

 O gün eşim hadi bizde binelim deyince atladık dönme dolaba.

 Çocukluğuma döndüm birden.Bu kadar zevk vereceğini düşünmemiştim aslında eşim söylerken.

 Küçük bir ilçeydi bizimkisi.Sadece bayramlarda kurulurdu lunapark.O zamanlar nerdeeee şimdiki gibi gondollar,kamikazeler.Tek eğlencemiz atlıkarıncalar,annemin hiç tasvip etmediği zincirli birbirine bağlı salıncaklar,şimdilerde pek rağbet görmeyen aynalar ve en büyük eğlencemiz olan dönme dolaplar vardı.Ama yine de beklerdik büyük bir merakla.Şehrin dışında boş bir alana kurulurdu.Kurulduğunu duyduğum an başlardım yer araştırmasına girmeye.Acaba nerde,bize uzakmı,yalnız gidebilirmiyim diye.

 Hey gidi hey demek geldi içimden.Oysa ne kadar da zevkliymiş,tadına doyulmazmış.Dedim ya unutmuşum dönme dolabın,lunaparkın tadını.

 Siz de uzuuuunnn zamandır yaşamadıysanız bu zevki bence mahrum etmeyin kendinizi.
 Geri gelmesede o günler, çocukluğunuzun o eski tadına varın,o günleri tekrar yaşayın.
 Haydi büyüklerrrrr  lunaparka, dönme dolabaaaa…..

 

Küçükbey,54 aylık