Daha çok küçücüksün
Yeni bir hayat var önünde..........

4 Nisan 2011

bahar geldi derken

Bu sabah çatıkatımızın penceresine vuran yağmurla uyandık.Her sabah uyandığımın aksine çok huzurlu ve dinlenmiş hissettim kendimi.Aslında böyle yağmurlu ve puslu havalarda nedense bir rehavet çöker bana ama bu sabah böyle olmadı.Bahar geldi geliyor derken ve güneşi beklerken yine nisan yağmurlarıyla dans ederken bulduk kendimizi.
Hava puslu ve serin olmasına rağmen kahvaltıdan sonra ailecek pazar ziyaretine gidelim dedik.Dedik ama ballıkurabiyeyle bu hiçte kolay değildi.Sanırım pazar yerindeki en küçük alışveriş yapan müşteri madalyası benim oğluma aittir.Ne yaptık ne ettikse elindeki poşeti alamadık.Menim diyor başka birşey demiyor.Kendi taşımak istiyor.Sürükleyerek götürdüğü poşete birde kendi aldığı meyve sebzeleri koyunca önüne geçilmez bir hal aldı.Gerçi merak ettiğim bir konu vardı ama ballıkurabiyemi takibe alınca poşeti nasıl olduda doldurabildiğini çözdüm.Önce almak istediği malzemenin yanına yanaşıyor sonra 1 tane alıp açtığı poşetine koyuyo ve satıcı amca veya teyzesine el sallayıp şirinlik yaparak oradan uzaklaşıyor.Ha birde parayı kendi veriyor ama illede üstü gelsin diye bekliyor.komik çocuk benimkisi.Karar verdim bundan sonra kurabiyemle gidicem pazara.Hem pazar filelerini doldurrmak daha kolay olucak hem paramın bir kısmı cebimde kalıcak hemde taşıma derdinden kurtulucam.Düşündümde ne kadar acımasız bir anneyim ben dimi ama..
Pazar dönüşü yorgun olabileceğini düşündüğüm fındıkkurdumun uyumasını hayal ederken teyzesiyle birlikte yufka açtığını görünce iyice kafam karıştı.Bitmeyen adrenalin yine devreye girdi galiba...
Akşam olupta eve döndüğümüzde ben ve aşkımcım yorgunken oğlumuz hala koltukların kalorifer borularının üstüne tırmanmakla meşguldü.
Bir kenarda sızıp kalmışım gecenin gerisi hatırlamıyorum.Baba oğul bakmışlardır başlarının çaresine diyor ve pazar günü sefamızın sonunu göremediğime üzülüyorum.Oysa her gece yatmadan önce ballıkurabiyemle boğuşurduk.                                                        
Neyse bu ikimiz içinde değişik bir deneyim oldu.Doğrusunu söylemek gerekirse çokta iyi oldu.Haftaya pazar güneşli bir güne uyanmak dileğiyle diyorum ve umut ediyorum..                                                                                                                                                                

3 Nisan 2011

amanın bu çocuk benimmi??

Amanın dedim bu çocuk benimmi???
Tabiki benim.Ayyyyynı annesi.Sürekli konuşma derdinde.Ona laf yetiştir buna laf yetiştir o küçücük ağız durmak bilmiyorki.Arada frenlemeye çalışıyorum ama tutabilene aşkolsun.
Ayakkabılarını yenileme ihtiyacı duyduğum oğlum daha dükkandan içeri girer girmez bir taraftan saldırıp diğer taraftan satıcı beye laf yetiştirmeye çalışıyordu.Hatta ayakkabısının tekini giydirmediği için onu azarladı bile desem yeridir.
Diğer taraftan hadi üstüne baharlık birşeyler bakalım diyerek gittiğimiz mağazadan çıkmak için büyük bir çaba sarfettik Bu seferde ballıkurabiyem satıcı ablasını esir almış sürekli bişeyler söylüyor arada kızıyor bu aradada askılardaki değişik kıyafetleri üzerine denemekten geri kalmıyordu.
Yolda gördüğümüz insanlara bile bazen laf yetiştirebiliyoruzz.Hele birde kızmayagörelim.Yaklaşmayın yanına...Kendince değişik kelimeler kurarak yenmeye çalışıyor karşısındakini.İşte o zaman sözün bittiği yerdir diyor ve kulaklarınızı tıkamanız konusunda sizleri uyarıyorum.Yaklaşık bir 10 dk kadar ağzımız kapanmak bilmiyor.
Aslında tam gönlüme göre bir oğlum var.Benimde çenem düşüktür..Sanırım bu genlerini benden almış.Yani bir bakıma şanslıyım.
   Tek sorunumuz var oda akşamları çenesi ve bitmeyen aşırı enerjisi yüzünden uyumaması.Uyku problemi bizim için başlı başına bir sorun.Onun enerjisini ve çenesini seviyorum ama hayalet gibi geceleri dolaşmasından nefret ediyoruuumm.Deliksiz uyumayı çok özledim.İlerleyen zamanlarda gecenin bir vakti gözleri kapalı ''anne çüt, anne çüt'' diye yayagarayı basan oğlumu ve sürünerek merdivenlerden inip yarı kapalı gözler birbirine girmiş saçlarla mutfakta süt hazırlarkenki kendimi özlüycem günleri bekliyorummm....
Hımmm şöyle bir düşündümde biz iyi bir ikiliyiz galiba...

23 Mart 2011

geliyoruz hayat bekle bizi

Hayat kah açık denizdeki rüzgar gibi dalgalı kah gökyüzündeki güneş kadar parlak ve sakin olabiliyor.Dostlarınla olduğun zaman eğleniyorsun,gülüyorsun,kahkahalar atıp hayata gülen gözlerle bakıyorsun,yeri geliyor sarılıp ağlıyorsun.Her sabah dudağında tatlı bir tebessümle uyanıyorsun.Güneş bir başka doğuyor sanki.Gece yıldızlar sadece seni aydınlatıyorlar.Dostlarından aldığın o tılsımla dünyayaı tek parmağının üzerinde döndürebilecek kadar kendini güçlü hissediyorsun.
Birgün evet birgün buuummm.
Bir sabah uyanıyorsun o gökyüzünde doğan güneş artık doğmaz olmuş sanki geceyle gündüz karışmış ve güneş çoookk uzaklara kaçıp seni terketmiş.Yıldızlarsa parlaklığını kaybetmiş neredeyse sönmek üzere.Hayat çekilmez olmuş,başında kocaman bir ağırlık var kolunu kıpırdatacak halin bile kalmamış,nereye baksan gece....Kalabalığın içinde kaybolmuş gibisin,yoldan geçen araba sesleri, çocukların çığlıkları,sabahki çöp arabasının çıkarttığı o garip gürültü,karşılıklı camdan cama haberleşen zeynep teyzeyle hayriye ablanın konuşmaları senin için bir anlam ifade etmiyor.Çünkü bakmıyor,duymuyor,görmüyorsun.
O çok sevdiğin,her zaman yanında bulunmasından haz aldığın,yanında ağlayıp güldüğün,o acı duyduğunda acıyı hissettiğin,mutlu olduğunda seninde içinde fişeklerin çaktığı onunla mutluluğu hissedebildiğin dostun yok artık yanında....
Hayat yine bize oyun oynadı...
Tam tamına 6 yıl evet 6 yıl aradan sonra o hiç olmaz dediğim,o bir daha tadına varamayız dediğim,aynı hisleri duyamayız dediğim dostlarımla yine biraradayım.Nasıl  oldu niye oldu diye sormayın,dedim ya hayat bize oyun oynadı...İşte öyle.....
Şimdi mutluyuz,şimdi güçlüyüz,şimdi ağlıyoruz,şimdi kavga bile ediyoruz,şimdi hayattan zevk alıyoruz,çünkü biz şimdi sonsuza kadar beraberiz...Ve bu sefer hayat bize değil biz hayata oyun oynadık.Hoplaya zıplaya geliyoruz hayat bekle biziii...

sizleri seviyorum eskimeyen dostlarım...

3 Mart 2011

çaresiz....

Saat gecenin ikisi.
Sessizliğin içinde sayıklama sesleri yükseliyor.
Anne yine her gece olduğu gibi huzursuz,diken üstünde uyuyor.
Bebeğinden gelen iniltiyle açıyor gözlerini.
Ateşler içinde bebek.Derece 39.4 ü gösteriyor.
Anne çaresiz,bebek çaresiz.....
Verilen ilaçlar ve ıslak bezle yapılan kompreslerle nihayet sabaha karşı güneşin doğuşuyla birlikte annedede doğuyor yeni umutlar.
Anne huzurlu, bebek huzurlu...
Takiiii saat sabahın sekizini vurana kadar.
Buğulanmış araba camından masum, bırakma beni anne diyen bakışların arasında sallanan küçük bir el anneyi ağlatana kadar.
Uzaklaşan bebeğinin arkasından hıçkırıklara boğuluyor anne.
Anne çaresiz,bebek çaresiz....